Dicle özgür aksın, Hasankeyf’in sesine kulak ver

lk defa 1954 yılında DSİ’nin saha araştırmalarında ortaya atılan ve 2019 yılında tamamlanması planlanan Ilısu Barajı Hidroelektirik Santrali her alanda geri dönüşü olmayan zararlara neden olacaktır. Bu projeyle 250’ye yakın höyük, 5 binden fazla mağara ve çok sayıda kültürel varlık; 199 yerleşim alanı sular altında kalacak. 10 binden fazla insan göç etmek; masa başında imal edilmiş TOKİ’lere veya Ilısu Barajı’nı aratmayan, ölüm saçan projelerin kol gezdiği kentlere taşınmak zorunda kalacak. Dicle Vadisi’nin ekosistemi tahrip edilecek; rakamlarla ifade edilemeyecek kadar çok canlı bu süreçten etkilenecek; yaşam alanlarından sürülecek veya burada suların altında yok olmaya mahkum kalacak. Bazıları sonsuza kadar bir tür olarak yeryüzünden silinecek.

Sadece Ilısu Baraj Gölü’nün kaplayacağı 331 km karelik alan değil; Dicle’nin güneye doğru özgürce aktığı her yer; benzer kaderi paylaşacak. Bir ceylan, tıpkı kendinden öncekileri gibi su içtiği yere gittiğinde Dicle Nehri’nin özgürce akmadığını görecek; sazlıkların arasında dolaşan balıklar susuzluktan ölecek; bostanlarını sulayamayan köylüler, kuruyan sebzelere bakacak… Veya tıpkı Atatürk Barajı gibi bir tehdit aracı olarak kullanılan kapaklarının açılmasıyla güneydeki her şey sular altında kalacak. Evet, çünkü bu proje bir tehdit aracı aynı zamanda. Bu yüzden de siyasi bir proje.

Baraj alanına su tutulmadan 8 kültür varlığını taşıyacaklarını vadediyorlar, insanlara TOKİ’lerde ev vereceklerini söylüyorlar. Ama yaşam Zeynel Bey Türbesi’nin taşınması gibi “kısacık” bir zamanda oluşmaz. Ilısu Barajı Hidroelektirik Santrali Projesi altında kalacak Hasankeyf ve diğer yerler; Güçlükonak’tan Siirt’e binlerce yıllık tarihin, emeğin ürünüdür. Bir kaç on yılda oluşamaz. Ama bir kaç on yıllık ömürlü baraj için kadim halkların yaşam alanları ve miras aldıkları her şey bir çırpıda, geri dönüşü olmayan bir şekilde yok edilebilir.

Su tutulduğunda, tıpkı diğer baraj alanlarında olduğu gibi, artık her şey için çok geç olacak. Tarih, yaşam alanları, ekosistem bir çamur yığının içinde boğulurken; yani gelecek yok olurken birileri zengin olacak. Evet, sermaye bu barajın yapımından, buralarda sözüm ona üretilecek, yurt dışına pazarlanacak enerjiden para kazanacak; sonra halklara karşı silah olarak kullanacak. Doğal alanların katliamından, kültürel varlıkların yok edilmesinden, canlıların yerinden edilmesinden; yani ölümden ürettiği enerji ile ihya olacak. Ölümün ismine ise sadece kendisinin inandığı bir isim koyacak: Kalkınma.

Hasankeyf nezdinde Ilısu projesine karşı mücadele verenler, Dicle Nehri’nin özgür akan sularında kendi silüetlerini gördü; kentlerde göremediği toprağın kokusunu içine çekti, umutları binlerce yıllık tarihin içinde gezindi. Ve en önemlisi buralardan beslendi. Bu yüzden Hasankeyf’i yaşatmak için verilen mücadele, sermayenin inanamayacağı kadar kuşakları aştı. Bu yüzden güçlüyüz ve bizim umudumuzu dinamitleyemezsiniz. Dinamitleriniz kendi yalanlarınızı gün yüzüne çıkarmaktan başka bir işe yaramaz.

Ilısu Barajı Projesi durdurulsun, Hasankeyf yaşasın.
Ölüm saçan projelere hayır!

Bir Cevap Yazın