12 bin yıllık tarih dinamitlenemez

Kadim halkların mitolojisinde güneş tanrısı Mitra, su tanrısı ise Anahita’dır. Güneşin ve suyun  yaşamın kaynağı olduğunu düşünen halklar en önemli tanrılarını güneş ve su olarak belirlemişlerdir. Mitolojide güneş ve ateş özdeşleştirilirmiştir. Bu nedenle ateş, suyla söndürülmez; kendi kendine sönmesi beklenirmiş.  Bugün, Ilısu Barajı kapsamında bölgedeki bir çok yerleşim yeri gibi Hasankeyf (Heskîf) de su altında bırakılmak isteniyor. Böylece insanlığın ve Kürt halkının güneşi, Dicle Nehri’nin suları ile söndürülmek amaçlanıyor.

Fırat ve Dicle nehirlerinin aktığı bölge olan Mezopotamya;  bilindiği gibi insanların ilk yerleşim alanlarına ev sahipliği yapmıştır. Hasankeyf de bu bölgedeki bilinen en eski yerleşimlerinden biridir. 12 bin yıllık insanlık tarihine ışık tutacak, birçok arkeolojik veriyi içinde barındıran bölgenin sular altında kalmasıyla tüm insanları ve burada şuanda yaşayan tüm halkların, Kürtlerin, Ezidilerin, Arapların…  geçmişle olan bağlarının koparılması hedeflenmektedir.

Ayrıca unutmayalım ki buradaki saldırıda sadece insanlar değil; tüm canlılar etkilenecek, insan dışı canlıların da yaşam alanları tahrip olunacaktır. Barajı altında kalan tüm yerlerdeki gibi buradaki ekosistem geri dönüşsüz bir şekilde yok edilmiş olunacaktır.

Sermayenin çıkarları için

İktidarlara bunları yaptıran  tarihten bu kadar korkuyor olmaları ve kâr hırsı ile yaşama düşmanlaşan aç gözlülükleri midir? Evet; hem geçmişten korkuyorlar, hem de aç gözlüler. Tüm doğal ve kültürel varlıkları, ekosistemleri… sermayenin çıkarlarına bağlamak amacıyla yok etmek için adeta savaşıyorlar. Ve sanki kurtarabiliriz gibi bizi kandırmaya çalışıyorlar. Dün Zeugma’yı bazı fresklerini sökerek sözde kurtardıklarını iddia ettiler.  Allianoi’in balçıkla sıvanarak korunabileceğini söylediler. Benzeri yalanları Hasankeyf’i  için de söylüyorlar. Halbuki biz biliyoruz ki Hasankeyf bir bütündür; tarihten getirdikleriyle, yaşayan canlılarıyla ve ekosistemleriyle. Öyle masadan bir şeyi alıp bir yere koyuyoruz gibi taşınamaz.

Sermaye sulara el koymak istiyor!

Sermayenin çıkarları için yapamayacakları, feda edemeyecekleri hiçbir şey yok. Çünkü sermaye sulara; yaşam alanlarına el koymak  istiyor; enerji istiyor, gaz istiyor, petrol istiyor, toprak istiyor… İşte bu nedenlerle  dört bir yanı talana açıyorlar. Tarih, insanların hangi koşullarda neler yaşadığını, deney ve tecrübelerini aktarırken kendine saygıyı da bizden bekliyor.

Enerji  yerel halkın ihtiyacı için üretilmeyecek!

Raporlarda Ilısu Barajı’ndan ballandıra ballandıra yıllık ortalama 3833 milyar kilowatt enerji üretileceği ifade ediliyor. Barajın kaplayacağı alan ise küçücük bir noktaymış gibi 331 kilometrekare olduğu söyleniyor. Su hacmi ise 10,5 milyar metreküp. Baraj nedeniyle aralarında köy ve mezraların da bulunduğu 199 yerleşim yeri ile yaklaşık olarak 300 kilometrekare ekilebilir tarım arazisi de sular altında kalacak. Onlar için önemli mi değil. 10 bin insanın ve rakamlara sığmayacak kadar canlı yerinden edilmesi, kaçamayan canlıların tıpkı tarih gibi sular altında ölüme mahkum edilmesi umurlarında mı? Değil. Ama bizim umurumuzda.

Bu barajın bölgenin enerji “ihtiyacı” nedeniyle inşa edilmediğini biliyoruz. Burada üretilen enerji, nakil hatları üzerinden Türkiye’nin batısından Avrupa Birliği ve çevre ülkelerine pazarlanacak. Barajın bitmesiyle birlikte özelleştirilme adımları atılacak. Özelleştirmeyle birlikte bir sermaye grubunun cebi dolarken 12 bin yıllık tarih, kültürel varlık ve canlı yok olacak.

Suyu hem meta hem de silah olarak kullanacaklar!

Fırat nehri üzerine kurulu bulunan Atatürk Barajı’nın bölgedeki ekosistemi ne kadar tahrip ettiğine orada yaşayanlar tanıklık etti. Bu barajın politik baskı aracı olarak kullanıldığını da.  Barajla suyu kontrol ederek güneydeki Rojava ve Suriye halkları terbiye edilmeye çalışılıyor. Sık sık baraj kapakları kapatılıyor, bölge susuz bırakılıyor.  Ardından kapaklar aniden açılarak bölge sele boğuluyor. Orada yaşayan tüm canlıların, insanların yaşamlarıyla oynanıyor. Ekosistem tahrip ediliyor.

Sular özgür akacak!

İşte aynı işlemi Dicle Nehri üzerinde de gerçekleştirecekler. Bir süre sonra da bu sular, bölge ülkelerine boru hatları ile para karşılığı satılmaya başlanacak. Planları bunlar. Ancak her şeye muktedir olmadıklarını mücadele eden halklar mutlaka bu yağmacılara gösterecek. O barajlar birgün yıkılacak, oradaki ekosistem onarılmaya çalışılacak ve sular özgür akacak. Çocuklar yeniden nehir kenarlarında gülüp oynayacak, balıklar özgürce nehirde dolaşacak, topraklar yine suya kavuşacak, kuşlar ve binlerce canlı yine çevresine yuvasını yapacak, ağaçlar filizlenecek ve yaşam geri gelecek… Şayet biz, dur dersek!

Bir Cevap Yazın